fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
naruto shippudennufüs huviyet cuzdanı sinema tadında ikibucukliramustafa ikibucuklira inönü kırmızı beyaz poem poetry
 
Aug
15
    

 

  Tomas yıllardır kafamı kurcalar durur. Ne var ki, ilk kez bu
düşüncelerin ışığında apaçık gördüm onu. Oturduğu apartman
katının penceresinde durmuş, ne yapacağını bilmeden
avlunun karşı tarafındaki duvara bakarken gördüm.

  Üç hafta önce küçük bir Çekoslovak kasabasında tanışmıştı
Tereza'yla. Bir saati bile bulmamıştı birlikte geçirdikleri
vakit. Kız onu tren istasyonuna kadar geçirmiş ve trene
bininceye kadar beklemişti. On gün sonra Tomas'ı ziyarete
geldi. Geldiği gün seviştiler. Kız o gece ateşlenerek yatağa
düştü ve Tomas'ın apartman katında bir hafta nezle yattı.

  Öylesine çıkagelen bu yabancıya anlaşılmaz bir sevgi
duymaya başlamıştı Tomas; bir çocuktu sanki kız, üzeri katranlanmış
sazdan bir sepete konulup nehir aşağı yollanmıştı,
Tomas onu nehrin kıyısı olan kendi yatağında bulsun alsın diye.

  Yeniden iyileşinceye kadar bir hafta Tomas'ın evinde kaldı
Tereza, sonra Prag'dan yüz yirmi beş mil kadar uzaktaki
doğduğu kasabaya geri döndü. İşte demin sözünü ettiğim,
Tomas'ın yaşamının anahtarı olarak gördüğüm an tam o sıraya
rastlar; pencerede durmuş avlunun karşı tarafındaki
duvara bakıyor, düşünüyordu.

  Temelli Prag'a çağırsa mıydı onu? Sorumluluktan korkuyordu.
Çağırsa gelecekti gerçekten de; gelecek ve tüm yaşamını
sunacaktı Tomas'a.

  Yoksa ona yakınlaşmaktan kaçınmalı mıydı? O zaman
bir taşra kasabası otelinin lokantasındaki garson kız olarak
kalır, Tomas da onu bir daha hiç göremezdi.

  Gelmesini istiyor muydu, istemiyor muydu?

  Bir cevap arayarak avlunun karşı tarafındaki duvara
baktı.

  Onun kendi yatağının üzerinde yatışını getirdi gözlerinin
önüne; yaşamına girmiş başka hiç kimseye benzemiyordu.
Ne sevgiliydi ne de eş. Üstü katranlanıp nehir kıyısı olan
kendi yatağına gönderilmiş saz sepetten çıkardığı bir çocuktu o.
Uyudu. Yanıbaşında diz çöktü Tomas. Hararetli soluğu
sıklaştı, hafif bir inilti çıkardı kız. Erkek yüzünü onun yüzüne
bastırdı ve yatıştırıcı sözcükler fısıldadı kızın uykusuna
doğru. Bir süre sonra kızın soluk alıp verişinin normale döndüğünü
hissetti. Kız uykusunda yüzünü kaldırdı, erkeğinkine
yaklaştırdı. Kızın hararetinin nazlı kokusu geldi Tomas'ın
burnuna, içine çekti kokuyu, onun bedeninin gizli saklı nesi
varsa tıka basa içine doldurmak ister gibiydi. İşte o an birdenbire
yıllardır birlikteymişler de kız ölüyormuş gibi geldi
Tomas'a. Birden, onun ardından kendisinin de çok yaşamayacağını
apaçık gördü. Yanına uzanacak, onunla ölmek isteyecekti.
Yüzünü başının yanına, yastığa gömdü, uzun bir süre kaldırmadı.

  İşte şimdi pencerede durmuş o anı hatırlamaya çalışıyordu
yeniden. İşte geldim, karşındayım diyen aşk değilse neydi?
Peki aşk mıydı o duygu? Onun yanıbaşında ölmek istemesi
abartılı bir duyguydu apaçık; bu daha ikinci görüşmeleriydi!
Yoksa ta içindeki sevme yeteneksizliğinin farkına varıp da
aşk taklidi yaparak kendini aldatma gereği duyan bir
adamın histerisi miydi sadece? Bilinçaltı öylesine korkaktı
ki, bu küçük güldürü için seçip seçeceği en iyi eş yaşamına
girme konusunda hiçbir şansı olmayan şu zavallı garson kız
olmuştu!

  Avlunun karşı tarafındaki kirli duvara bakarken bu duygunun
aşk mı histeri mi olduğunu bilmediğini anladı.

  Böyle bir durumda doğru dürüst bir erkek olsa nasıl davranması
gerektiğini bilirdi. Oysa kendisi duraksıyor, böylelikle
yaşamının en güzel anlarını (yatağın başında diz çöküp
onun ardından çok yaşamayacağını düşünmesi) anlamsızlaştırıyordu.
Sıkılmıştı.

  Ne istediğini bilememenin aslında son derece doğal olduğunu
anlayıncaya kadar kızdı kendine.

  Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle
karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda
gideremeyiz; bu nedenlede ne istediğimizi bilemeyiz.

  Tereza'yla olmak mı daha iyiydi, yalnız olmak mı?

  Karşılaştırma fırsatı olmadığı için hangi kararın daha iyi
olduğunu sınamanın bir yolu yok. Olaylar nasıl gelişirse öyle
yaşıyoruz, önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden
sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi. Yaşam öncesi ilk
prova yaşamın ta kendisiyse, ne değeri olabilir yaşamanın?
Yaşamın hep bir taslak gibi olması da bundandır işte. Yok,
'taslak' da tam anlatamıyor demek istediğimi, çünkü taslak
bir şeyin ana çizgileriyle belirmesi demektir, bir resmin az
çok ortaya çıkmasıdır, yaşamımız dediğimiz taslaksa hiçbir
şeyin taslağı değildir, bir resmin resme dönüşmeyecek ana
çizgileridir.

  'Einmal ist keinmal' diyor Tomas kendi kendine. Sadece
bir kere olan şey, diyor Alman özdeyişi, hiç olmamış sayılır.
Yaşanacak bir tek hayatımız varsa eğer, onu hiç yaşamamış
da olabiliriz, fark etmez.

  :::::::::::::::::



"Tomas yıllardır kafamı kurcalar durur" 0 yorum yapılmış