9
Latince kökenli bütün dillerde merhamet, şefkat anlamına
gelen compassion, 'ile' anlamına gelen ön ekle (com-) 'acı çekmek'
anlamına gelen kökün (geç dönem Latincesinde passio)
birleşmesinden türetilir. Başka dillerde ise -Çekçe, Lehçe,
Almanca ve İsveççe; örneğin- aynı sözcük yukarıdakinin eşdeğerlisi
bir ön ekle onun ardına getirilmiş, 'duygu' anlamına
gelen bir sözcüğün birleşmesiyle oluşturulur. (Çekçede soucit;
Lehçede wspol-czucie; Almancada mit-gefühl; İsveççede
medkansla.)
Latince kökenli dillerde compassion şu anlama gelir:
Başkaları acı çekerken insan hiçbir şey olmuyormuş gibi durup
seyredemez, ya da yüreklerimiz acı çekenlerin yanındadır.
Aşağı yukarı aynı sözcük anlamını taşıyan pity (acıma) -
Fransızcada pitie; İtalyancada pieta; vb.-, acı çekenin acısına
adeta lütfedermişçesine eğildiğimizi ima eder. "Bir kadına
acımak" bizim ondan daha iyi bir durumda olduğumuz, onun
düzeyine indiğimiz, gönül indirdiğimiz anlamına gelir.
"Compassion" sözcüğünün genellikle kuşku uyandırması
da bu yüzdendir işte; aşkla uzaktan yakından ilgisi olmayan,
ikinci sınıf, değersiz kabul edilen bir duyguyu anlatmaya yarar
bu sözcük. Birisine merhamet duyarak sevmek gerçekten
sevmek değildir.
"Compassion" sözcüğünü 'acı çekmek' kökünden değil de
'duygu' kökünden türeten dillerde sözcük aşağı yukarı aynı
anlama gelir ama, kötü ya da değersiz bir duyguyu anlattığı
kolay kolay söylenemez. Sözcüğün etimolojisinin gizli gücü bu
sözcüğü başka türlü bir ışığa boğar ve ona daha geniş bir anlam
kazandırır; merhamet (bu dillerde ortaklaşa-duygu) duymak
sadece başkasının başına gelen talihsizliklere katlanabilmek
değil, her türlü duygu yoğunluğunu -sevinç, kaygı, mutluluk,
acı- onunla paylaşabilmek anlamına gelir. Bu çeşit merhamet
(soucit, wspolczucie, mitgefühl, medkansla anlamında)
duygusal düşgücünün ulaşabileceği en uç noktaya, duygu ve
heyecanlar arasındaki telepati sanatına işaret eder böylelikle.
Duygular hiyerarşisinde benzersiz bir tektir demek ki.
Tomas'a tırnaklarının altına iğne batırma rüyasını anlatmakla,
farkında olmadan onun kürsüsünü karıştırdığını da
açıklamıştı Tereza. Tereza herhangi başka bir kadın olsaydı,
Tomas bir daha onun suratına bile bakmazdı. Bunun bilincinde
olan Tereza, "Hadi kapı dışarı et beni!" demişti. O ise
onu dışarı atmak yerine elini avucuna almış, parmak uçlarını
öpmüştü. Çünkü o anda aynı acıyı, sanki Tereza'nın parmaklarının
sinirleri doğruca kendi beynine gidiyormuşcasına
kendi tırnaklarının etinde duymuştu.
Merhamet (ortaklaşa-duygu) denen iblisçe armağandan
yararlanmakta yaya kalan herhangi bir kişi, Tereza'yı, yaptığından
ötürü acımasızca kınayacaktır. Çünkü kişinin özel
yaşamı kutsaldır ve içlerinde özel mektuplar barındıran çekmeceler
açılmamalıdır. Ama yazgısı (ya da uğradığı bela)
merhamet olduğu için, açık çekmecenin önünde diz çökmüş,
Sabina'nın mektubundan gözlerini ayıramayan kendisiymiş
gibi geldi Tomas'a. Tereza'yı anladı ve sadece ona kızamamakla
kalmadı, sevgisi daha da arttı.
:::::::::::::::::



